Tik Tik yapin, aklinizda soru kalmasin...

okuduklarimdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okuduklarimdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2011 Salı

Âlâ Dergi

 Güzel Yaşamı Takip Etmek İçin...
Haziran ayın başında çıkan Tesettüre hitap eden dergi çıktı... Raflar boşaldı çünkü ilgi ve talebi çoktu. Bende merakla okuyucularından olabilirim...
Kendilerine başarıılar diliyorum.

HOŞçakalın MEDINEM


4 Ekim 2010 Pazartesi

Dilimde dolanan ayet...

Araba surerken, yemek yaparken veya kendi kendimize kaldigimiz anlarda dilimizden bircok nameler dokulur...

Normalinde pek sarki soylemem icimden, daha cok zikirle ugrastigim icin aklima da gelmez sarki sozleri. Ama hic sarki mirildanmiyorum anlamina da gelmez bu.

Herneyse.... Aksam eve geldigimde sevdigim ve deger verdigim biriyle telefon gorusmesinden sonra biraz icim burkuldu. Hemen abdestimi tazeleyip odama gecerken gayri ihtiyari dilimden: "Inna fetahna leke fethan mubina" cikti.
Bunu birkac defa tekrarladim ve aklim basima geldi. Hey Medinemmm sen bir ayet okuyorsun, nedir bu hal?!... diyerek saskinliga dustum.

Hemen kostum pc arkasina ve arastirmak istedim. Karsima guzel bir ayet cikti... Yaradan ne cabuk kosuyor imdada! Ne cabuk teselli ediyor kulunu... Ya Rab, sen Rahman ve Rahimsin... Ayrica Gozetleyen herseyi Bilensin... Elhamdulillah.. Yaramiza gore de merhemi verensin Allah'im. Ve soyle dusundum: Ya Medinem, olaylara karsi sen kendin bir ayet dua arasan tam gereken duayi akil edemeyip ugrasir dururdun...

Okudugum sure Fetih suresinin ilk ayeti.
1. Sana öyle bir fetih verdik ki, bu kesin ve apaçık fethe eriştir!..


Devamini okuyunca hepten etkilendim...


2. Ki böylece Allâh senin geçmiş ve gelecek tüm zenbini bağışlar; ve sana olan nimetini tamamlar; ve seni gerçek yola erdirir;

3. ve sana öyle bir zafer verir ki hiç kimse karşı koyamaz!..





ALINTI:Islamtr.net
"Sana öyle bir FETH verdik ki". Kişide bu FETH’in oluşması onun hiç bir çalışmasına bağlı olmaksızın tamamiyle Allâh tarafındandır. Allâh vergisidir ki, "bu kesin ve apaçık bir FETH’e eriştir". Böylece sen artık berzah âleminin bir ferdi olarak dünyada yaşarsın her şeyin içyüzünü ve hikmetini bilirsin, dolayısıyla bundan sonra senden hiç bir "zenb" meydana gelmez. O gerçekler içinde yaşayan bir Ferd olarak, "Allâh senin geçmiş ve gelecek tüm zenbini bağışlar".

"Ebrarın güzellikleri, mukarreblerin kusurlarıdır" hükmünce, Allâh’ın vahdaniyetini seyirden, beşerî yaşam şartlarınca perdelenmekten ileri gelen kusurlarını bağışlar. Ve tam kemâliyle ihsan ettiği bu FETH ile dünyada oluşabilecek en mükemmel nimeti ihsan etmek suretiyle sana olan nimetini tamamlar. Zirâ, dünyada bir kişide açığa çıkacak en büyük nimet FETH-i nuranîdir. Adetâ, dünyada yaşarken cennete girmek gibi bir şeydir bu.

"Ve sana öyle bir zafer verir ki, hiç kimse karşı koyamaz"!. yâni bu FETHİ-i mübîne nâil olarak yaptığın çalışmalar ile seni öyle bir zafere, başarıya ulaştırır ki Allâh hiç bir aklı selîm sahibi sana, açıkladıklarına, bildirdiklerine karşı koyamaz.

ASK'la kalin... MEDINEM

27 Eylül 2010 Pazartesi

Guzeli paylasmak babinda...

Demisimdir onceden de: Pazar aksamlarini hicccccccc sevmemmmmm....


Dun aksam yine o felsefe ile gezinirken evde gozum ilisti ilim dostum dedigim Imam-i Gazzali'nin Ihyau Ulumiddin'e.
Benim zor gunlerimde veyahut daraldigim anlarimda edindigim en guzel dostum. Kalbime ferahlik sacan yazilar... 
Bir arkadasim bana ohooo agir kitaplar okuyorsun demisti. Ben oyle gormedim hic. Tam tersine! Satir satir okumuyorum veya gunluk... Gozume ilismesi gerektigi anlarda o beni buluyor. Miknatis gibi cekiyor kendine, ne hos degil mi?... Eeee... Dost edinmisiz. Dost kendini hangi anlarda gostermeli!


Iste oylesi bir anda yine BURADAYIM, AL BENI ELINE dedi. Aldigim an sicakligini hissettim... OHHHH.... ozlemisim sayfalarin sariligini ( 1. hamur degil, hehehe) ve kitabin kokusunu.


Sonra okudum okumam gerekenleri. Bu seferki bir dua'ydi. Hemen telefonuma kayda aldim. Blogta da yerini alsin diye ancak bu aksam tiklayabiliyorum.

"Allah'im, Seni sevmeyi ve Seni seveni sevmeyi ve Senin sevgine beni yakistiracak seyi sevmeyi bana nasip et ve Senin sevgini soguk suyu (coldeki sicakligi dusunerek) sevmekten bana daha sevimli kil." AMIN AMIN AMIN!!!
Tirmizi, Muazdan rivayet etmistir.

MEDINEM

13 Ağustos 2010 Cuma

Aşk, Yangin yeri...

Aşk,
Kabe’nin siyah örtüsüne yüz sürenin
Gözünden dökülen ..
Aşk, Mecnun Leyla’ya sende kimsin dediğinde
Maralların gırtlağına tıkanan ..
Aşk, hesap günü kargaşasında
Anaya yavrusunu unutturan neyse
Herkesi ve herşeyi öyle unutturan ..

Aşk, yangın yeri
Aşk, talan, aşk dağları yürüten
Bir gece ayı sol, güneşi sağ eline verselerde
Vazgeçilmez olan..
Aşk, damda deve aratan
Balıklara iğnesini getirten
Ebu Bekir adında birini yoldaş eden
Aşk, Fatıma’nın farklığı
Zeynep’in cesareti , Vahşi’nin keşkesi
Aşk, Meryem..


Tahta atların üzerinde anakaralar aşıran
Kağıt gemilerle okyanusları bitiren
Oyuncak kılıçlarla haramileri düşüren
Aşk, ikindi, Aşk şimdi, aşk bekleyen
Aşk, Hatice..
Kimsenin kimseye hayrı olmadıpı yerde
Yinede ilk akla gelen
Sonsuz karanlıkların ortasında
Vurgun yemiş bir çığlıkla çerhalar yakan

Aşk, koşmak,
Aşk, sefa ile merve arasında olmak
Aşk ençok ağlamayı kendisine yakıştırmak
Koşmak koşmak koşmak …
Aşk, Hacer
Bir aba, bir hırka
Bir nefesde kırkbin defada adını söyleyebilen
Aşk, Mevlana,
Bütün evliyaların gizlediği
Bütün abdalların izlediği
Bütün devrişlerin içlerinden geldiği gibi..

Aşk, en çok İsa’ya yakışan
Sabr ise en çok Eyüp’a yazılan
Merhamet ise on Nebiye inen
Denizler tutuşturulduğunda
Dağlar yürütüldüğünde
Yıldızlar semadan bir bir döküldüğünde
Herkesin herşeyi, herşeyin herkesi unuttuğu o günde
Aşk, unutmamak

Aşk, gözü karalık
Aşk, yalnızlık
Aşk, öksüz şehirlerin kapısında
Bagdat’ta, Gazze’de, Kandehar’da, İstanbul’da
Isırdıkça kanayan dudaklardan dökülen sözlerle
Havanın nasıl, saatin kaç olduğunu sormak
Aşk, hiç kimsenin hiç kimseyi bu kadar sevmemesi
Yağmurun incire, zeytinin bala söylediği
Anla işte aşk, onbir yaşındaki Muhammed’in (s.a.s.) annesi..

Aşk, eylem
Dünyanın en güzel baş kaldırması
En güzeli ile dünyanın
Bir hırkadan yazışmış en şiir bulup çıkarmak
Aşk, hiç kimsenin hiç kimseyi bu kadar beklememesi..



IBRAHIM SADRI EREN


Benden Notlar: Sevgilinin askerde olusu bana cok koydu...

10 Nisan 2010 Cumartesi

Hz. Yusufa gelen hediye (nedir?)...


Neden en makbul hediye temiz bir gönül?
Çünkü yere göğe sığmayan Hak Teala oraya nazar etmiş ve "oraya sığdım" buyurmuş. Hakk'ın güzelliğine ayna olmakta güzel bir gönülden daha iyisi yok.

Hakk'a böyle bir ayna götürmeyi şuna benzetiyor Hz. Mevlânâ:

Bir arkadaşı Hz. Yusuf'a uğramıştı. Hz. Yusuf ona:

- Ey dost, bize ne hediye getirdin, diye sordu.

Hz. Yusuf böyle deyince misafir utanıp ağladı ve dedi ki:

- Ey zenginlikte eşsiz ve güzellikte biricik olan! Ne kadar düşündüysem de sana layık bir armağan bulamadım. Ben ne getirirsem getireyim bu; madene bir habbe getirmek ya da deryaya bir damla sunmaya benzer. Benim elimde bir tohum varsa senin anbarın onunla dolu. Bu dünyada güzelliğinin bir eşi yok. Bu yüzden ben de senin huzuruna hediye olarak tozsuz bir ayna getirmeyi uygun gördüm. Ey gökteki güneşi kıskandıran, sana kendi güzelliğini seyretmekten daha güzel şey ne olabilir?
/span>

Mevlana’ya göre insanın gerçek aynası dostudur. Dost acı söylese de aynadır kişiye.. Şems’ den bahisle bu hikayeyi anlatır Mesnevi’sinde…

Güzel en çok güzelliğini seyretmek ister. Ona verilecek en güzel hediye de kendisini seyredeceği bir aynadır. Acaba binlerce güzel isimleri olan Cemîl-i zü’l-Celal ayinesiz olabilir mi? Elbette böyle bir zât bilinmek isteyecek ve isimlerine ayna olması için insanı yaratacak. İnsan da ayna olup onu keşfedecek ve ettirecek kendinde onun esmasını gösterecek. Bu ayinedarlık .

Biz sanatçığımızla ancak senin sanatının boyutlarını kavrarız. Bütün sanatlar senin sanatını taklitten ibarettir. Bütün tasarımlar icatlar Musavvir ismindendir.
Bütün haberleşmeler Habîr isminle vuku bulur.
Rezzâk isminle besleniyor Kerîm isminle ikram olunuyoruz.
ALINTI

24 Ocak 2010 Pazar

OKUYALIM, OGRENELIM: Ruh ile beyin arasında nasıl bir ilgi vardır?


İlimden mahrum atomlar, ne kadar mükemmel bir şekilde bir araya gelmiş olurlarsa olsunlar, ilim sıfatını kazanamazlar. Beyin de bu ilimsiz ve şuursuz atomlardan meydana gelmiştir. Bilgileri aktarır ve kaydeder, ama bu işi şuursuzca yapar. O, bir bilgisayar disketi gibi, ruh adlı varlığın emirlerini yerine getiren bir alettir sadece. “İrade” gerçeği ise, başlı başına bir harikadır. Seçmek, karar vermek, ayırmak, istemek, reddetmek, bilgisiz bir et yığınının yapacağı işler değildir. O, irade etmez, sadece ruhun istediğini yapar. Milyarlarca hücreden yaratılan beyin, akılları hayrette bırakacak kadar harikulade bir bilgisayardır. Fakat her bilgisayar gibi, onu birinin programlaması gerekir. Beyin, ruhun ürettiği paket programları uygulamak, bedenin diğer parçalarına iletmek için kurulmuş bir santrale benzer. Yeni yollar, başka imkanlar, farklı işler peşinde koşacak iradeye sahip değildir.
ZAFER DERGISI...



Not:Beynimizi calistirabiliriz... Ancak ruhumuz sevebilir,beynimiz degil!...
MEDINEM

11 Ocak 2010 Pazartesi

Genclik Sırrı..‏

gorsel kaynak
Evvel zaman içinde Memleketin birinde 90 yaşlarında fakat çok dinç vegenç görünümlü bir adam yaşarmış? Çevresinde bulunan herkes ona çoközenir ve sorarlarmış "bu gençliğin sırrı nedir" diye.

İhtiyar delikanlı güler geçermiş hersoruldukça bu soruya...Ama sorular sık, soranlar çoğalınca cevap vermekvacip olmuş sanki.

Düşünmüş nasıl anlatırım bu sırrımı kolayca herkese. Sonra kararvermiş tüm meraklıları yemeğe davet etmeye evine."Bu davette sizesırrımı açıklayacağım" demiş.

Herkes merakla davete gelmiş.Yemekleryenilmiş, içilmiş, sohbetler edilmiş vakit iyice gecikmiş.Ama gençliksırrı ile ilgili tek kelam edilmemiş.

Herkes konu ne zaman açılacakdiye merak ederken adamcağız huri gibi sevimli hanımına seslenmiş. "Hatun , şu kilerden bir karpuz getirirmisin bize sana zahmet!.."Hanım hemen doğrulmuş kilere giderek kaş ile göz arasında gidip birkarpuz getirmiş.

Adamcağız şöyle eliyle bir vurmuş tık tık diye sonrada : " Bu olmamış hanım, güzel çıkmayacak, başka getirir misin bir zahmet"demiş. Hanım onu götürmüş bir tane daha getirmiş.Adam onu da biryoklamış yine beğenmemiş. "Hanım sana yine zahmet olacak ama bu da olmamış başka bir tanegetirir misin" demiş. Başka istemiş?.

Bu böylece dört sefer dahatekrarlanmış . Dedemiz beşincide karpuzu beğenmiş ve karpuz kesilmiş,misafirlere ikram edilmiş?. Herkes karpuzunu afiyetle yerken bizimdedicik sormuş.

"Eeeee?. Arkadaşlar işte benim gençliğimin sırrı burada anladınızmı??"


Herkes birbirinin yüzüne bakmış.Kimse bişey anlamamış.. "Aman dede demişler nerde? Anlamadık biz bu sırrı!" Dedecik gülmüş.

"Efendiler" demiş "O gördüğünüz karpuz kilerde bir tanecikti, tekti. Ben hanıma git debaşka getir dedikçe o kilere gidip geliyor aynı karpuzugetiriyordu.Bir kere bile (aman be adam, delimisin nesin şu tekkarpuzu ne taşıtttırıyorsun bana defalarca...) demedi. Beni sizinönünüzde mahcup duruma düşürmedi.İşte bütün bu gençliğimi hanımıma borçluyum."

"Biz birbirimizi hiç başkalarının önünde zor duruma düşürmeyiz.
Aile içindeki hiçbir şeyi dışarıya yansıtmayız.Hep birbirimize destek olur,dert ortağı olur, yardım ederiz. Birbirimizle ilgili olan problemleriyine birbirimize anlatırız.İyi kötü her olayı da birlikte paylaşırız."Demiş.


Iyi dusunen guzel seyler anlar... MEDINEM

4 Ocak 2010 Pazartesi

En iyi Bugday


Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:

-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.

-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,

-Neden olmasın, dedi çiftçi.

-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.

KISSA'DAN ALINACAK HISSE: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.

ALINTI..

medinem

21 Aralık 2009 Pazartesi

Hakiki Ask'a Erenler: Rabiatu'l Adeviye a.s.

Okudugum guzel yazilardan aktarmaya, paylasmaya devam...


Rabia'tul Adeviye anlatan bir filim izlemistim eskiden. Cocuktum ve cok etkilenmistim... Beni buyulemisti. Ask'i ogrenebilmek icin onu ornek almisimdir kendime... Hic bikmadan defalarca okurum hayatini ve munacatlarini...

EN’AM suresi 160.
"Kim (Allah huzuruna) iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar. "

Iki, iki ihtiyar onu ziyarete geldi, karinlari acti. Rabia ne getirirse h emen gonul hosluguyla yiyelim, zira helaldir dediler. Rabia'nin iki somunu vardi. Getirdi onlerine koydu.
Tam bu sirada aniden bir dilencinin sesi isitildi. Bunun uzerine Rabia ekmekleri onlarin onunden alip dilenciye verdi.

Derhal elinde sicacik ekmek destelenmis bir cariye cikageldi ve,
"Bunlari sana bizim hanimefendi gonderdi,"dedi.
Rabia bunlari saymis onsekiz oldugunu gorunce hizmetci kiza: "Bunlari geri gotur, ziya sayida hata var,"demis.
Cariye hayir, sayida yanlislik yok demisse de Rabia:"Yanlis saymissin, geri gotur," diye israr edince kiz ekmekleri alip geri goturmus ve olanlari efendisi olan hatuna hikaye etmis.

Hatun da iki ekmek daha ekleyerek cariyeyi tekrar Rabia'ya gondermis. Rabia ekmekleri saymis, yirmi tane oldugunu gorunce alip misafirlerin onune koymus, onlar de bu ekmeklerden yemis ve hayretle sormuslar: "Bundaki sir ve hikmet nedir?" O da anlatmis:
"Buraya geldiginizde ac oldugunuzu anlamis ve iki buyuk dervisin onune iki ekmeyi nasil koyayim,"demistim. Dilenci gelince bu ekmekleri verdim ve, "Ya Ilahi! Bire on karsilik veririm (Enam suresi, 160) buyurmussun. Bunda yakin halinde bulunuyorum. Bire on vererek iade edesin diye simdi senin rizan icin iki somun verdim dedim. Somunlar onsekiz olarak gelince anladim ki, ya bu ekmeklerde tasarruf yapilmistir ya da bunlar bize gonderilmemistir. O yuzden yirmiye tamamlayip getirilsin diye iade ettim."
Kaynak: Evliya Tezkireleri

MEDINEM

5 Ekim 2009 Pazartesi

Sevgide kararli olana...

... İman sahipleri ise Allah'a sevgide çok kararlı ve taşkındır... [Bakara:165]

Bezm-i elesten mestolup geldim, ben bende oldum hünkar-ı aşka
Evvel aldandım pek kolay sandım, yandıkça yandım ben nâr-ı aşka
Beni sev ki sende olayım, seni sevdim BENDE oldun! Kulun Allah'ı sevmeye gücü yoktur.
Allah kulunu sevince kul âşık adını alır.
(Hz. Mevlana)

Dertsiz birakma beni Ya Rab... Ask derdi ile yanarak sende bulayim muhabbeti...
Medinem

Dilsiz ve dudaksiz bir sekilde ruhunu diri tutanlar icin TIKLAYIN...

28 Haziran 2009 Pazar

Naz ile Niyaz

Naz dedi ki: Belki bu geceden sonra ne gözlerimiz buluşur ne ellerimiz.Gerçeğin rengine vurgunum ben,senin yalancı ateşine pervane değilim…Kavuşmanın da ayrılığında aşkı hatırlattığına inanırım;O yüzden ne ayrılıktan ne de vuslattan bahsetme.Karanlık sabahı özletir,özlem bir değirmendir,AŞK öğütür…
Niyaz dedi ki: Ne olur bir damla vuslattan bahsedelim,ayrılığı aşkınlugatinden silelim.Sen benim gerçeğimsin beni kendinle vurdun,ben sana hem ateş hem pervaneyim.Ayrılığı vuslatta buluşturalım,bişeyciği kalmaz..Karanlığı sabaha alıştıralım,yüzü aydınlansın.
Naz dedi ki: Hep benim çemberimde dolanıp durma,git biraz gönlümden öteye,beni bekleyip durma.Bu sevda yangınını yakınlardan seyredip durma.Bilesin,söndüren ben olacağım ümitlerini,ümitlere aldanıp durma.
Niyaz dedi ki: Başım döndü,ne olur bu çemberi döndürüp durma.İki gönül biroldu,gayrı öteye gidemem ki…Hasret öyle çabuk büyüdü ki,engel olamadım.Sevda yangını beni yakmaz,ısıtır.Ümitleri söndürme,gemileri yakma.Yaksan da bu denizlerden elbet bir geçen bulunur.
Naz dedi ki: Ateşi savdım kül istyiorum.Aşina değil,el istiyorum.Vuslat değil,terk istiyorum.
Niyaz dedi ki: Sen sende oldukça,sen bende oldukça,ne ateş kül olur,ne aşina el olur.Ne vuslat terke döner,ne terk vuslatıbırakır.
Naz dedi ki: Elveda Niyaz!Vedalar bile “El” bugün.Gönlüme uyan yar bulamadım,bulmak da istemedim,istek de istemedim.

Niyaz dedi ki: Ne olur veda edip gitme,gönle uyar yar bulunur,yeter ki sen iste,istemeyi iste.Ne olur naz etme!..

Naz: nazlanıp hiçbir şey söylemedi…


Naz aşıklara, niyaz ariflere mahsustur... Niyaz edenlerden olmak dilegi ile,

MEDINEM

18 Haziran 2009 Perşembe

Biraz da gulelim...

Yaşlı kadın oldukça dini bütün bir insanmış...
Her sabah kapısının önüne çıkar ve bağıra bağıra dua edermiş:
'Allah'ım bize verdiklerin için sana şükürler olsun'
Ve ardından her seferinde de yan komşusunun sesi duyulurmuş:
'Tanrı yok kadın Tanrı yok!!!'

Yaşlı teyze ne kadar sinirlense de yine her sabah dua edermiş, öteki komşu da inadından her seferinde ona öyle bağırırmış... Neyse, bir akşam, komşusu yaşlı teyzeye bir oyun etmeye kalkmış... Markete gidip bir sürü meyve sebze ekmek vs. alıp torbalara doldurmuş, yaşlı teyzenin kapısının önüne bırakmış.

Ertesi sabah teyze kapıyı açıp da yiyecekleri görünce çok şaşırmış ve sevinçle bağırmış:
'Sana şükürler olsun Allah'ım, bu gönderdiğin yiyecekler için sana şükürler olsun!!!'

Ve ağacın arkasından onu seyreden komşusu seslenmiş:
'Tanrı yok kadııın Tanrı yok!!! O yiyecekleri ben aldııııım!!!' Yaşli teyze hiç istifini bozmamış: 'Yüce Allah'ım sana ne kadar şükretsem azdır!!!! Hem bu yiyecekleri göndermişsin hem de parasını şeytana ödetmişsin!!!'
Medinem

8 Haziran 2009 Pazartesi

Okuduklarimdan... Mal Biriktirme Nefreti



Ebu Zerr bir gun Rasulullah (s.a.v.)'i Kabe golgesinde yalniz basina otururken gordu. Iyi bir firsatti alemlerin Efendisi ile basbasa kalmak.

Ayrica onun huzur-u saadetinde bir dakika olsun oturmanin tadini baska hicbir seyde bulamazdi Ebu Zerr.
Selam verdi ve yanina oturdu.
-Kabe'nin Rabbina yemin ederim ki onlar en buyuk ziyana ugrayanlardir.

Ebu Zerr, bu sozun kime soylendigini bilemedi. Cunku Rasulullah (s.a.v.) sanki, yaninda bulunan bir baskasiyla konusur gibi soylemisti bunu. Ebu Zerr zihninden kalbine, kalbinden zihnine gidip geldi. Bir saniye icinde tartti kendini. Kalbinde Allah'a ve Rasulune karsi en samimi baglilik duygusundan baska hicbir sey yoktu. Sonra bu sozu ucuncu kez duyunca:
- Kimdir onlar ya Rasulullah?... Anam babam sana feda olsun!...
- Bol bol mala mulke sahip olanlardir, dedi.

Sonra sagina, soluna ve onunde bulunanlara mal dagitir gibi birseyler uzatip isaretle anlattiktan sonra:
- Ancak boyle yapanlar ziyanda degildir, buyurdu. (Buhari, 7/219)

Bundan sonra Ebu Zerr'de, olunceye kadar devam eden nefret hissi uyandi: Mal Biriktirme Nefreti...

Cogu zaman eline gecen ve bir servet denilecek ganimetlerden, atesten kacar gibi kacti. Kisa zamanda saga sola dagitip bitirdi. Uzun yillar boyu hep boyle yasayan Ebu Zerr'in vefatinda birakacagi mal, sadece uzerinde bulunan elbiseden ibaret olacakti.
Aydinliklara Dogru, Ahmet Lutfi Kazanci

Aksam eve geldigimde moralim biraz bozuktu ve bu bana cok iyi geldi...
Medinem.

24 Mayıs 2009 Pazar

Okuduklarimdan.. Once esini yedirirdi...



En cok kitap okudugun vakit ne zamandir diye soruldugunda "pazar gunu" derim. Pazar'in getirilerini cok seviyorum. O gune program yapmam ve ic gudusel olarak gunumu doldururum.

Cok hosuma giden yazilari da sizlerle paylasmayi seviyorum. Gelen yorumlar beni kitap okumaya dahada cok istahlandiriyor. Hep yemek tarifleri okuyarak mi istahlanacagiz :))

Masamda o kadar cok seyler var ki, her defasinda toparliyor sonra bir daha dagiliyor. Icimde demekki yapmak istedigim cok seyler var. Kalemler, boyalar, fircalar, boncuklar, kitaplar, vs. Gecen gun erkek kardesim gayri ihtiyari demisti ki: "Bir insanin akli nasilsa dolabi da oyledir. Yani kafasi karisiksa dolabi da karisiktir". :))))) kendi kendime cok guldum ve dedim ki noluyoruz yaa bu simdi benim masamin halini gorerek bana tas mi atiyor ne??? Napayim... bende boyle ilham aliyorum ve ask'a geliyorum:)

"Peygamberimiz Kadinlara Nasil Davranirdi adli kitaptan" Nuriye Celegen

ONCE ESINI YEDIRIRDI
Hz. Peygamber efendimiz yardim etmekten hoslanirdi. Koyunlari sagar, elbisesini yikar ve ayakkabisini tamir ederdi. Her seyi paylasirdi ve bu aliskanligini yemeklerinde bile gormek mumkundu.

Hz. Aise validemiz ile yemek yediklerinde her seyi once Hz. Aise'nin yemesini isterdi. Yeme ve icme konusunda bile oncelik tanirdi.

Hz. Aise'nin anlattigina gore Peygamber efendimiz yemekte bir sey icilecekse once Hz. Aise'ye icirirdi. Sonra kendisi icerdi. Icerken de Hz. Aise'nin ictigi yerden icmeye dikkat ederdi.

Bir et yemegi yiyorsa mutlaka Hz. Aise'nin elindeki parcayi alir, onun isirdigi yerden kendisi de isirirdi.

Bu sekilde aile icindeki "biz" kavramini ornekli olarak ders verirken eslerini her sekilde memnun edip, onlara yakinligini ve alakasini davranislariyla gosterirdi.

Ve soyle buyurdu Peygamber efendimiz:
"Ahlaki en guzel olaniniz eslerinize en iyi davrananizdir."

Medinem

12 Mayıs 2009 Salı

Hayatin Icinden: MEKTUP


Sizlerle zaman zaman okudugum guzel yazilari paylasiyorum. Beni takip edenler iyi bilir. "Hayatin Icinden" adli kitapcigimdan iki tane kisa oyku yazmistim. Guzel dersler ve ornekler aliyoruz. Birtane daha ekleme hissi ile bu postu hazirladim. Buyrun hep birlikte okuyalim:
MEKTUP
Cocuk, babasindan aldigi harcligi vaktinden once bitirmis ve gunlerdir istedigi tip icin yeterli parayi biriktirememisti. Birkac hafta sonra yaz tatiline girecek olmasi, onu bu konuda endiselendirip yeni kaynaklar aramaya sevkediyordu. Evlerine gelen son aylik dergide "Her hizmetin bir ucret karsiliginda oldugu"nu okuyunca, sevincle havaya sicradi. Buna gore ailesine yaptigi yardimlarin da elbette bir karsiligi olmaliydi.

Cocuk bu fikirle hemen harekete gecip gordugu islerin listesini cikardi ve bunlarin yanina da ucretlerini yazdi. Firindan ekmek almak icin bin, cop dokmek icin 2 bin, annesiyle beraber pazara gitmek icin 5 bin lira hic de fazla sayilmazdi.

Aylik toplam 80 bin lira tutan listeyi imzalayip annesinin cantasina koydugunda, bu akillica kesfinden dolayi gozleri parliyordu.
Cocuk ertesi gun, yataginin basucunda 80 bin lira ile birlikte kucuk bir kagit parcasi buldu. Kendi hazirladigi listeye benzeyen ve annesinin imzasini tasiyan kagitta:
"Seni hayatim pahasina dunyaya getirmenin, yillarca bezlerini yikamanin, binbir guclukle besleyip buyutmenin karsiligi sadece sevgindir ve yanagindan aldigim bir opucuktur" yaziyordu. "Kazandigin parayi, gule gule harca yavrum."


Fazla soze gerek yok... Annelerin tek bekledigi bizden SEVGI...
MEDINEM

9 Mayıs 2009 Cumartesi

Okuduklarimdan....

Tatil geri donusunde Zaman gazetesinin cuma postasinda beni etkileyen bir yazi okudum. Tasavvufi icerikli yazilara bayilirim. Yasama hayatima lezzet katar, bilhassa zorluklari asabilmem acisindan ve gittigim yolda da bana aydinlik verir...
Kisa olarak ilk paragraflarini sizinle paylasmak istiyorum.

LEYLA GERCEKTEN DE GUZEL DEGIL MIYDI?

Denir ki, Leyla kara kuru, ciliz, siradan bir kiz.
Leyla'yi gorenler Mecnun`un aklina saskin.
Denir ki yine; padisah merak eder, cagirir Leylay`yi sarayina. Dillere destan bir guzellik uman padisah da baskalari gibi saskin.
Leyla`ya bir suru laf eder. "Bu muydu Mecnun`un mecnun eden Leyla!" bakisini hissseden Leyla, "Sen" der, "Mecnun degilsin!".
Yazar: Mustafa Ulusoy

Yazinin devaminda Leyla`nin baska guzelliklerinden bahsedilir: Ulvi, ciddi, samimi, nurani sefkati, husn-u niyeti, metaneti, vs.
Yaradilanda Yaradan`in nurunu gorebilmek Mecnun olmaktir diye dusunuyorum bende acizane...
Sevgiler, MEDINEM